hisler dünyası

Ben gondermiyorum sen okumuyorsun.

Ben gondermiyorum sen okumuyorsun.

Özlemektençıldırmayazısı

Bana bak! Gözlerin cok masum. Saçlarımı diplerinden ayırmak istiyorum, beslenmeleri beni deli ediyor! Sensiz hala yaşıyorlar, ellerinsiz. İtiraf etmeliyim ki ben yaşayamıyorum. Şimdi birileri hala nefes almamdan falan bahsedecek.. ne alaka?! Senin nefesine karışmıyorken aldığım nefes, nasıl oluyor da yaşıyor sayılıyorum?

Bu bilim adamları çok aptal. Anlamiyorlar. Nefes almak değil yaşamak! Sadece bu kadar olamaz. Nefes almana anlam katanla nefes almaktır yaşamak.
HİÇBİR ŞEY BİLMİYORSUNUZ, BOK YİYİN!!

kulloziblog:

Bu gece alkolle sabahla.ona de ki;ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyikaybettim..!

kulloziblog:

Bu gece alkolle sabahla.
ona de ki;
ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi
kaybettim..!

reblogged from ilhan

Acı ders

Milletçe hepimize büyük bir ders oldu.

Biz Türk insanı neyin kiymetli olduğunu idrakta zorlanırız, anlayamayiz. Mesela bir çoğumuz takım elbiseli bir adam gördükmüydü hemen önünde eğilesimiz gelir, kim bilir ne önemli bir iş yapıyor diye geçiririz içimizden.. ama üstü başı kir pas olduğunda acırız baştan aşağı bakar, yırtık ayakkabılarından kirli üstünden utanmıyor mu diye düşünürüz, yanımızda otursun istemeyiz, ailemizden birisinin öyle olmasi yaninda yurumememize sebebtir. Kısacası hor görürüz arkadaşım, hor görürüz onlari.

(Benim babam da işçi, hic unutmuyorum bir gün işten eve geldiginde beni biraz sevmek istedi ama çalışırken eldiven taktığından dolayı elleri kötü kokuyor diye kizmistim, “yapma baba pis kokuyor ellerin” dediğimde verdigi cevaptan dolayı yerin dibine girdim “ben bu ellerle ekmek getiriyorum sana.” Bu hayatımda aldigim en buyuk derslerden biridir.)

Yani demem o ki üstündeki pacavranin bi ehemmiyeti yok, başımıza bu gelenlerin hepsi saygi duydugumuz o takim elbiseliler yüzünden, o insanlar belki kirliydi belki ustu basi berbat haldeydi ama en temiz ekmegi onlar getiriyordu evlerine, en buyuk saygiyi onlar hakediyordu o takim elbiseler cok kirliydi biz gormuyorduk, anlayamiyorduk. Düşünün o çocukları, maden ocağından cikamayan bir babanız oldugunu düşünün, hissedin onlarin acisini, görün, duyun, bilin artik. Görüyorum hala gözlerini acmayanlar var, duymayanlar var, silkinin artik.

Oyle umuyorum ki bundan sonra herkes işçiye, çöpçüye ya da madenciye selam verecek yaninda oturacak ve saygi duyacak, bu milletimizin aldığı en acı ders olsun, ve ne olur son olsun.
(Bu arada Özür dilerim baba, sen dunyada gördüğüm en guzel kokulu adamsın. )

kavrulmuskahvekokusu:

bu posta kaçıncı denk gelişim bilmiyorum ama harbiden dilekleriniz gerçek oluyor :D regbloglayın ve bir dilek tutun 

kavrulmuskahvekokusu:

bu posta kaçıncı denk gelişim bilmiyorum ama harbiden dilekleriniz gerçek oluyor :D regbloglayın ve bir dilek tutun 

(Kaynak: inritum)

reblogged from D.

Bazen yalvarsan da olmaz.

"Ne olur" dedim "Yapma." Benim için hayatımın en zor anıydı. Babamdan sonra sevdiğim, o benim için dünyanın en güçlü ikinci adamının gözünden yaşlar düşmesi. Bir yandan aglamamaya çalışıp diğer yandan yalvarıyordum "Ben Öleyim sen ağlama." Sildim yaşlarını sıvazladım sırtını, saçlarını sevdim uyuttum onu, kaldım yanında. Uykusunda iç cekerek birden sıkı sıkı sarilmasini izledim, yüzünü, göğsünün nefes alırken ki iniş kalkislarini, uyandı, kalktık, sarıldık, konuşmadık, çıkıp gittim.

Benim için ağlamıştı, onun icin hazırladığım ufak bir kutu, icimden gecen herseyin yazılı oldugu bir defter onu darmadağın etmişti, seviyor zannettim oyle aglayinca, siz olsanız siz de aynısını düşünmez miydiniz?

Aradan günler gecti bir telefon konuşmasında şunları söyledi; “Sevdigimden değil ki, senin icin üzüldüğümden ağladım ben, acidigimdan, duygusalligim tuttu iste.” İçimde guzel olan herşey paramparça oldu, parçalar göğsüme saplandı, ölüp ölüp hayata döndüm bir daha ölmek için. Sonra durdum, kapattım o telefonu, karar verdim o gün unutacaktım ve bir daha asla nasılsın bile demeyecektim.

Şuan aradan o kadar zaman geçti unutabilmek için adını bile anmadim, kimseye ondan bahsetmedim, hatta yazarken bile onu yazmadım hiç, kendime bile bir şey söylemedim, ama olmadı. İşin en boktan tarafı o da beni hiç aramadi, oysa hep arardi, hep aramisti, gönlümü almıştı bir şekilde, bu sefer olmadı, şimdi de yalvariyorum “Tanrım ne olur arasın, ne olur gelsin.” Olmuyor. Unutamiyorum.

Yüreğim yangın yeri..